Elinizdeki karar sandığınız cevap değildir
Yabancı alacaklılar arasındaki en yaygın yanılgı, yurt dışında alınmış bir kararın Türkiye’de icra dairesine verilip işleme konulabileceğidir. Konulamaz. Herhangi bir cebrî icra işlemi yapılabilmesinden önce yabancı kararın Türk mahkemesince tanınması ve tenfizine karar verilmesi gerekir. Bu, kendi süresi olan ayrı bir davadır.
Bununla birlikte, ters yönde işleyen ve dava açılmadan önce bilinmesi gereken daha önemli bir husus vardır. Olağan bir para alacağı bakımından Türk hukuku ilam aranmasını gerektirmez.
İlamsız icra
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu iki yol öngörmektedir. İlamlı icra bir mahkeme kararına veya buna eşdeğer bir belgeye dayanır. İlamsız icra ise alacaklının, olağan bir para borcu için Türkiye’deki borçluya karşı önceden ilam almaksızın icra takibi başlatmasına imkân verir.
Ödenmemiş faturalar nedeniyle alacaklı olan yabancı bir tedarikçi bakımından bu yol, yurt dışında dava açıp ardından tanıma ve tenfiz talep etmekten çoğu kez daha hızlı ve daha ucuzdur. Takip icra dairesinde başlatılır, borçluya ödeme emri tebliğ edilir ve borçlu kanuni süre içinde itiraz etmezse takip kesinleşir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 62. maddesi uyarınca olağan bir ödeme emrine itiraz, kural olarak tebliğden itibaren yedi gün içinde ve ödeme emrini düzenleyen icra dairesine yapılır. Süresinde yapılan itiraz kural olarak takibi durdurur.
Kambiyo senetlerine dayanan takipler özel bir rejime tâbidir. Kanunun 168. maddesi uyarınca süre kural olarak beş gündür; ancak yetkili merci, usul şartları ve itirazın takibe etkisi itirazın niteliğine göre değişir. Bu itirazlar arasında senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı yönündeki şikâyet, imzanın borçluya ait olmadığı iddiası, borcun bulunmadığı veya ödendiği, süre verildiği, zamanaşımı ya da yetki itirazları yer alabilir.
Borçlu itiraz ettiğinde
İtirazdan sonra alacaklının başvurabileceği yollar, takibin türüne ve dayanak belgelere göre değişir. Kanuni belge şartları sağlanıyorsa alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edebilir; alternatif olarak yetkili mahkemede itirazın iptali davası açılabilir.
İtirazın kaldırılması talebi, İcra ve İflas Kanunu’nun 68 ve devamı maddelerindeki kanuni sürelere tâbidir. 67. madde uyarınca açılan itirazın iptali davası ise kural olarak bir yıllık süreye tâbidir. Bu iki yolun birbirinden ayrı tutulması önemlidir.
Dayanak evrakın niteliği burada belirleyicidir. İmzalı irsaliyeler, kabul edilmiş faturalar, borç ikrarı ve borcun kabul edildiği yazışmalar konumu esaslı biçimde güçlendirir.
Yabancı kararın tanınması ve tenfizi
Tanıma ve tenfiz, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50 ilâ 59. maddelerine tâbidir. Türk hukuku, yabancı karara kesin hüküm ve kesin delil etkisi kazandıran tanımayı, kararın cebren icrasına imkân veren tenfizden ayırmaktadır.
Dava, borçlunun Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Yerleşim yeri yoksa sâkin olduğu yer, o da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir.
Mahkeme esasa girmez. İncelemesi geçit koşullarıyla sınırlıdır: kararın verildiği ülkede kesinleşmiş olması; mütekabiliyetin bulunması; yabancı mahkemenin aşkın yetki kullanmamış ve uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemiş olması; davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış ve savunma hakkının tanınmış olması; ve tenfizin Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
Mütekabiliyet, Kanunun 54/1-a maddesi uyarınca tenfiz koşullarından biridir. Türkiye ile Yunanistan, Almanya ve Birleşik Krallık arasındaki ikili belgeler incelendiğinde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizini genel olarak düzenleyen özel bir ikili anlaşma tespit edilmemiştir. Adlî yardımlaşma ve teminat muafiyeti gibi konulara ilişkin çeşitli ikili adlî işbirliği belgeleri bulunmakla birlikte, bunlar başkaca bir değerlendirme yapılmaksızın 54/1-a anlamında doğrudan mütekabiliyet delili sayılmamalıdır. Mütekabiliyet, uygulanacak hukuki çerçeve ve gerektiğinde somut olayın koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Süre bakımından, sıkça anılan altı ilâ on sekiz aylık süre planlama amacıyla makul bir gösterge olmakla birlikte kanuni ya da garanti edilmiş bir süre değildir. Türk hukuku tanıma ve tenfiz davaları için sabit bir süre öngörmez; fiilî süre mahkemenin iş yüküne, davanın niteliği ve karmaşıklığına, tebligata, tarafların tutumuna ve kanun yolu aşamalarına göre değişir.
Kamu düzeni, direnen borçlunun en sık ileri sürdüğü sebeptir ve uyuşmazlığı yeniden açmaya yönelik genel bir davet değildir; Türk mahkemeleri bunu dar yorumlar.
Hakem kararları daha lehte bir rejime tâbidir
Türkiye 1992’den bu yana New York Sözleşmesi’ne taraftır; olağan mütekabiliyet ve ticarilik çekinceleriyle. Uygulamada bu çekinceler, başka bir âkit devlette ticari bir uyuşmazlıkta verilen kararın tenfizini nadiren engeller.
Sonuç olarak hakem kararı Türkiye’de yabancı mahkeme kararına kıyasla genellikle daha kolay tenfiz edilir. Ret, yalnızca Sözleşme’de ve 5718 sayılı Kanun’un ilgili hükmünde sayılan dar sebeplerle mümkündür.
Bugün Türk tarafla sözleşme müzakere eden herkes için bu, dava değil sözleşme kaleme alma meselesidir. Tahkim şartı, yabancı mahkeme yetki şartına kıyasla Türkiye’deki icra konumunu esaslı biçimde iyileştirir.
ICSID Sözleşmesi uyarınca verilen kararlar ayrı bir yola tâbidir; doğrudan icra dairesi aracılığıyla infaz edilmez, önce yetkili Türk mahkemesine başvurulması gerekir.
Zorunlu arabuluculuk
Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri, itirazın iptali davaları, menfi tespit ve istirdat davaları dâhil belirli ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculuk süreci kural olarak arabulucunun görevlendirilmesinden itibaren altı hafta içinde tamamlanır; zorunlu hâllerde bu süre en fazla iki hafta uzatılabilir.
Zorunlu arabuluculuk, olağan bir icra takibi başlatmanın ön şartı değildir. İtiraz üzerine alacaklının itirazın iptali davası açması ve uyuşmazlığın 5/A kapsamına girmesi hâlinde gündeme gelebilir.
Yabancı mahkeme kararları veya hakem kararlarına ilişkin tanıma ve tenfiz davaları bakımından, Türk mevzuatında arabuluculuğun zorunlu olduğunu ya da olmadığını açıkça ve kapsamlı biçimde düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Güncel içtihat ve doktrin genel olarak, tanıma ve tenfiz davasının 5/A kapsamındaki maddi bir alacak veya tazminat talebi gibi değerlendirilmemesi gerektiği yönündedir; özellikle Türk mahkemesi uyuşmazlığın esasını yeniden incelemediğinden. Konu açıkça düzenlenmediğinden usulî durum somut olay bazında değerlendirilmelidir. Yabancı hakem kararları bakımından Arabuluculuk Kanunu’nun tahkim anlaşmalarına ilişkin 18/A-18 hükmü de dikkate alınmalıdır.
Tedbir olarak, usulî gereklilikler konusunda belirsizlik veya hak kaybı riski bulunuyorsa taraflar tanıma ve tenfiz davasından önce arabuluculuğa başvurmayı değerlendirebilir. Ancak arabuluculuğun nihayetinde ihtiyari sayılması hâlinde zorunlu arabuluculuğa özgü zamanaşımı durması sonucunun uygulanacağı varsayılmamalıdır; uygulanacak kanuni süreler ayrıca değerlendirilmeli ve korunmalıdır.
Ticari arabuluculukta anlaşma sağlanamaması hâlinde Türk hukuku, son tutanak tarihinden itibaren dava açmak için ayrıca belirli bir hak düşürücü süre öngörmemektedir. Bu husus, alacağa veya talebe uygulanacak kanuni sürelerin gözetilmesi zorunluluğunu etkilemez.
Borçlu harekete geçmeden konumu güvenceye almak
Tahsilat çoğu zaman alacağın güçlülüğüne değil, alacaklı harekete geçme hakkını kazandığında icra edilecek bir şey kalıp kalmadığına bağlıdır. Türk usul hukuku ihtiyati haciz imkânı tanır ve mal kaçırılacağına dair emare varsa bu talebin en başta değerlendirilmesi gerekir. Malvarlığı araştırması da aynı aşamaya aittir.
Makul bir sıralama
Önce borçlunun Türkiye’de fiilen neye sahip olduğu ve alacağın takip edilmeye değer olup olmadığı tespit edilmelidir. Ardından belge durumu değerlendirilmelidir; zira bu, ilamsız icranın kullanılabilir olup olmadığını ve itirazın hangi yolla ve ne kadar hızlı aşılabileceğini belirler. İhtiyati haciz, borçlu haberdar olmadan önce değerlendirilmelidir. Yabancı bir karar veya hakem kararı mevcutsa, tenfiz davasının masrafına girilmeden önce mütekabiliyet durumu ve kararın kesinleşmiş olduğu değerlendirilmelidir. Sözleşme hâlâ müzakere ediliyorsa, uyuşmazlık çözümü şartı Türkiye’de icra gözetilerek belirlenmelidir.
Sıkça sorulan sorular
Yabancı mahkeme kararımı Türkiye’de doğrudan icra edebilir miyim? Hayır. Herhangi bir icra işlemi yapılabilmesinden önce kararın 5718 sayılı Kanun uyarınca Türk mahkemesince tanınması ve tenfizine karar verilmesi gerekir.
İlam almam gerekir mi? Çoğu zaman hayır. Olağan bir para alacağı için Türk hukuku, ilam olmaksızın icra takibi başlatılmasına izin verir.
İtiraz süresi ne kadardır? Olağan takipte itiraz süresi kural olarak tebliğden itibaren yedi gündür ve ödeme emrini düzenleyen icra dairesine yapılır. Kambiyo senetlerine dayanan takiplerde süre kural olarak beş gündür; yetkili merci ve sonuçlar itirazın niteliğine göre değişir.
Borçlu itiraz ederse ne yapabilirim? Belge şartları sağlanıyorsa icra mahkemesinden itirazın kaldırılması talep edilebilir; alternatif olarak yetkili mahkemede itirazın iptali davası açılabilir. İtirazın iptali davası kural olarak bir yıllık süreye tâbidir.
Hakem kararı mahkeme kararından daha kolay mı icra edilir? Genellikle evet. Türkiye New York Sözleşmesi’ne taraftır ve ret yalnızca dar sebeplerle mümkündür.
Arabuluculuk zorunlu mu? Belirli ticari uyuşmazlıklarda dava şartıdır; ancak olağan icra takibi başlatmanın ön şartı değildir. Tanıma ve tenfiz davaları bakımından konu açıkça düzenlenmemiş olup somut olay bazında değerlendirilmelidir.
İletişim OIKONOMAKIS LAW, Av. Arb. Necmiye Bildirir işbirliğiyle.
leads@oikonomakislaw.com / +90 534 461 62 44
Bu yazı genel hukuki bilgi vermekte olup somut bir olaya ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz. Türk icra ve usul hukuku, uygulanan süreler ve mütekabiliyet durumu değişebilir; durum ilgili alacak ve borçlu bakımından ayrıca teyit edilmelidir. Somut bir meselenin değerlendirilmesi Türkiye’de yetkili bir avukatın görüşünü gerektirir.
Christos Oikonomakis ile Av. Arb. Necmiye Bildirir işbirliğiyle hazırlanmıştır, OIKONOMAKIS LAW
